En güzel resimle en güzel heykeli, en güzel sarayla en güzel köşkü, en güzel cami ile en güzel türbeyi birbirleriyle karşılaştırmak doğru olmayabilir. Aynı amaçlarla ama ayrı zamanlarda yapılan eserleri karşılaştırmak da doğru olmayabilir. Ama, İstanbul'da, sadece 50 yıl ara ile yapılan Süleymaniye ve Sultanahmet'i, Türk mimarisinin dorukta olduğu çağda ve aynı amaçlarla yaratılan bu şaheserleri karşılaştırmak sanırım mümkündür diye düşünmekten kandimi alamadım. Bu gün, İstanbul'un en güzel camiinin Sultanahmet olduğunu söyleyerek, bana bu hükmü verdiren hususları şöyle açıklıyorum:
Sultanahmet'in üstünlüğü, onun mimarı olan Sedefkar Mehmed Ağa'nın çok yönlü bir sanatkar oluşundan ileri geliyor. O, yalnız dahi bir mimar değil, aynı zamanda büyük müzisyen, büyük şair idi. Bu büyük sanatkar mimarlığını, ressamlığını, müzisyenliğini, şairliğini, sedefkarlıgını aynı eserde ve doruk noktada göstermek istemişti. Sultanahmet'i emsalleriden ayıran, 'birinciler arasinda birinci' yapan farklılıklar, Mehmed Ağa'nın bu özelliğinden ileri geliyor olmalı. |